CHP lideri Özgür Özel, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı: ‘Halk sel gibi, durduramam’

Img

CHP’nin seçilmiş lideri Özgür Özel, yazarımız Işık Kansu, Ankara Temsilcimiz Sertaç Eş ve muhabirimiz Sarp Sağkal’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

– CHP’de geleneksel seçmen ve örgütteki bazı insanlar partide kalınması yönünde görüş bildiriyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben de o taraftayım. Temelde CHP’de kalınması gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu imkansız kılmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Mesela ilk iş; AKP yargısını meşrulaştırmak oldu. “Yargı süreçlerine saygılı olacağız…” Bu lafı duy, daha ne konuşacağız? AKP siyaseten kendisini hedef belirlediği kişilere yargı eliyle operasyon yapıyor ve burada ilk slogan “arınma.” Yani CHP’nin kirli olduğunu kabul etme. Sonra iftiracıların söyledikleri üzerinden partinin en çok adı bilinen 8-9 ismini partiden attılar.

Örneğin iki grup başkanvekilini atıyorlar. Meclis’in en kritik döneminde Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsünü atıyorlar. CHP’yi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme yapılıyor. Bu lidersizleştirme her düzeyde. Grupta grup başkanvekilsiz, Plan Bütçe Komisyonu’nda sözcüsüz bırakıyorlar. İletişimden sorumlu kişiyi atıyorlar. Partinin İstanbul İl Başkanlığı zaten baştan beri hedefte. 2023 kongresiyle ilgili bir iddia üzerinden 2025 yılında Türkiye’nin dört bir yanında seçilmiş yeni il başkanlarını görevden alıyorlar.

Kavga 2023 CHP’siyle değil, yeni çıkan iradesiyle yapılıyor. Sen 2025 sonuçlarında çıkan il, ilçe başkanlarından ne istiyorsun? Akşam arıyor il başkanını ‘Benimle çalışır mısın?’ diye soruyor. ‘İstediğinizi yapamam’ deyince bir gün sonra disipline veriyor. En çok içimi yakan; bütün kadın üyelerimiz bir Kadın Kolları Başkanı seçmiş. Erkekler, kadınların seçtiği Kadın Kolları Başkanı’nı görevden alıyor. Gençler için de aynı. Bu artık tamamen gerçek üstü bir durum. Anlamak çok zor.

‘NİYETLERİ İYİ DEĞİL’

– CHP, 26 Temmuz’dan önce kongresini yapmazsa seçime giremez iddiası var. Bunun YSK’ye sorulması da isteniyor ancak Kılıçdaroğlu yönetimi bu çağrıları sönümlendiriyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

“Yapılamaz” diyen sadece Kemal Bey’in arkadaşları. YSK “Yapılamaz” derse, o zaman insanlar Kemal Bey’e değil de YSK’ye kızar. Neden kehanetle tepkiyi üzerine alıyor? O yüzden burada iyi niyet göremiyorum. İyi niyet olsa “Deneyelim” der. Ben ilk gün telefon görüşmemizde “Böyle bir karar oldu, kurultayı yapacaksanız ona göre süreci birlikte yürütelim” dedim. O da “Yapamıyorum ki, tedbir var” dedi. O günden bu güne başka bir şey söylemiyor. Ben yıllardır “Kemal Bey kötü sözler söyledi, siz sabır gösterdiniz” diyerek eleştirildim. “Önceki genel başkanların hukuku, mevcut genel başkana emanettir” dedim.

Bugün de yapılanların karşısında bütün üzüntüme, kırgınlığıma rağmen bir şey söylemiyorum. Ama bir iyi niyet de görmüyorum. Tamamen seçilmeden yönetme, şekli bir seçimle iktidarda kalma çabası var. Biz 833 delege imzasıyla başvurduk. Onlar Kemal Bey’in masasında ama gereğini yapmıyor. Mahkemeye başvuracağız. Bu durumda kongre için kayyım atanması söz konusu. Kemal Bey “Kayyım atansa daha mı iyi?” diyor. Vallahi daha iyi. Çünkü yetki sınırı belli. 40 gün içinde kongre yapar, eleman alamaz veya atamaz. Zorunlu harcamaları yapar. Mal alıp satamaz. Bu kadar kısıtlı. Şimdi alan, satan, vuran, kıran, 25 yıllık personeli işinden eden, polisle partiye giren bir durumla karşı karşıyayız.

30 KİŞİLİK KURUCULAR HEYETİ DÜŞÜNCESİ

– Yeni parti içinden bazı isimler “Bir an önce kurulmalı” diyor bazıları ise “Burada kalarak mücadele edelim” diyor. Siz yeni parti konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Butlan kararından sonra partiden çıkıp yürüyüşe başladığımızda ilk duyduğum sözlerin yüzde 90’ı “Partiyi bunlara bırakma”ydı. Sonra bu oran değişti. Bir ara yüzde 50-50’ye geldi. Şimdi yeni partiyle ilgili beklenti ve aceleyi duyuyorum. Anketlerde yüzde 70 civarı yeni parti söylemi var. Sahada kendi ölçümüm yüzde 80’e 20’ye döndü.

Eledeki imzaları işleme koymadıkça, sağır duvara dönüldükçe yeni parti beklentisinin sahada kuvvetlendiğini görüyorum. Bu konuda bir hazırlık yapıyoruz. Çünkü bugünden yarına; bir tüzüğü, programı, hedefleri, ismi, logosu olması gerekiyor. Bazı arkadaşlarımız bu konuyu çalışıyor. Bütün anketler CHP butlan yönetiminde kalınca baş aşağı çakıldığını gösteriyor. Bunun için bir takım hazırlıklar yapmak lazım. Temelde bir yeni parti kuruluş süreci var. Eğer CHP’den ayrılırsak kurulan yeni partinin genel başkanı olacağım, sıfırdan yeni bir parti kuracağız. O partinin örgütlenmesini tamamlayıp, seçime girme yeterliliğine kavuşturacağız. Burada haklı endişe, “Baskın seçim olursa ne olacak?” Onun için seçime girme yeterliliği olan mevcut bir partiyi hazır etmek lazım. Biz o partiye geçmeyeceğiz. Partide geçmişte görev almış, şu an aktif siyasette olmayan arkadaşlarımızın genel başkan ve yönetici olduğu; bir baskın seçimde hepimizin katılacağı bir alternatifi hazır tutacağız. Ama bu felaket senaryosu için.

Diğeri; sıfırdan bir partinin kurulup orada olmamız. “Partide sonuna kadar mücadele duygusu” ile “Bir an önce yeni parti” duygusunun ortak yönetilmesi gerektiği noktada, arkadaşlarımız yeni partiyi bir yandan kuruyor. Belki parti önceden kurulur ve biraz mesafe alır. Katılım daha sonra olur. Biz partiye katılıp, ilk kurultayını yaparız. Şu an hiçbir şey yapmıyor değiliz. Yeni parti kurulum sürecini bir grup arkadaşımız yürütüyor. CHP’de kalmamızın mümkün olmadığını gördüğümüz anda kurulmuş yeni partiye geçip orada ilerleriz.

– Yani siz olmadan bir parti mi kurulur?

Şöyle, zaten 30 tane kurucular kurulu üyesi oluyor. Orada bir başkan, yönetici ayrımı yok. Orada zaten bana ihtiyaç yok. Hatta “Kurucular kurulunda sürpriz isimler olacak” diye şeyler söyleniyor. Benim düşüncem hiçbir sürprizin olmaması. Hatta tanıdık kimsenin olmaması. Teknik, hukukçu ağırlıklı, kuruluş süreçlerini hızla hayata geçirecekler. Yani kuruluşun teknik anlamda yapılmasını düşünüyoruz. Sonra katılacaksak, o katılımın siyasi anlamda büyük olduğu… Hani zaruri 30 kişiye bakmanın bir anlamı yok. Teknik olarak orada hukukçu, çevik arkadaşlar orayı hazır etsin. Sonra biz eğer gideceksek, gönüllü 100 binlerce kurucuyla birlikte partiye katılabiliriz.

– Yeni partiyi de başsız kılma girişimi olur mu?

Bunu iki yönlü yorumluyorum. Parti kurma konusunda aklımıza bir soru işareti, endişe sokmak istiyor olabilirler. İkincisi de yeni partiyi kriminalize edip, partiye yönelimi engellemek istiyor olabilirler. Ama sokakta gördüğüm coşkun akan bir sel var. Bunun önünde ben dursam, beni de götürür. Sihirli değnek değmiş, Özgür Özel halk kahramanı çıkmış değil. Yapılanlar halkın öyle canını yakıyor ki kim öndeyse ona destek vermek istiyorlar. Bu insanlar bir şey istiyor. Önünde kimse duramaz. O yüzden bir takım duyumların, kişisel hesapların, endişelerin yapılabileceği bir pozisyon yok.

‘CUMHUR İTTİFAKI SÖYLEMLERİ ENDİŞE VERİYOR’

– Bugün DSP, AKP’nin koltuğunun altına girmiş durumda. CHP’yi ileride böyle bir konuma düşürmek gibi bir durum görüyor musunuz?

Cumhur İttifakı’nın sözlerini tekrar eden ve kendisine orada bir alan açan, Cumhur İttifakı’nın dış politika yaklaşımına uyum sağlamaya çalışan söylemleri endişeyle takip ediyoruz. CHP çok köklü bir parti. Bunu yapmanın kolay olmayacağı ortada. Ama bu yüzden bizi partide istemiyorlar. Biz gidelim diye her şeyi yapıyorlar. Biz gittikten sonra her şey olabilir. Bir de soruda ilk aklıma gelen, hiç değilse DSP, genel başkanını kendi seçti. Mahkeme atamadı. Düşünün, Ecevit’in partisi hayatı boyunca Ecevit’e küfretmiş, hastalığıyla alay etmiş kişiyle ittifak yaptı ama sonuçta o genel başkanı DSP’nin üyeleri seçti. DSP’lileşme meselesi bir yandan kulağa Cumhur İttifakı’nda yer alma açısından korkunç görünse de bir yandan acı acı tebessüm ettiriyor. Çünkü genel başkanını kendi seçti, mahkeme atamadı. ANKARA

‘ÜLKE DEĞİL, LİDER DÜŞÜNÜLÜYOR’

CHP lideri Özel, geride kalan NATO Zirvesi’ni de değerlendirdi. Özel, sorularımıza şu yanıtları verdi.

– NATO liderleri Ankara’daykan ABD’nin İran’a saldırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump’ın Erdoğan’a ölçüsüz, sınırsız övgüleri oldu. Zaten onu memnun etmek için gelmişti. Ama Ankara’da bir gece kaldı ve o gece İran’ı vurma talimatı verdi. Uluslararası ilişkilerde en temel kurallardan biri, bir ülkeyi ziyaret ederseniz o ülkenin komşuları hakkında kötü söz söylemezsiniz. Mesela Türkiye’ye gelip Yunanistan eleştirilmez.

Son dönemde Türkiye diplomaside liderine övgüler yapılan ama ülkenin kendisine diplomatik olarak özen gösterilmeyen bir ülke haline geldi. İran’a verilen saldırı talimatı; Erdoğan’a söylenen tüm övgülerin altının boş olduğunu, çıkar ilişkisi üzerinden söylendiğini, Erdoğan’ı Türkiye’de güçlendirmek üzere olduğunu gösterir. Erdoğan’ı dünyada ve bölge dengelerinde bir yere saymıyor. Kullanışlı, iş birliği yapabileceği bir kişisel partner olarak görüyor. Erdoğan’ın beklentisinin de Türkiye’ye dair değil, kendi iktidarını sürdürmeye dair olduğunu görüyor. O yüzden uluslararası alanda küçük düşecek şeylerden kaçınmıyor ama Türkiye iç siyasetinde kullanabileceği şeyler söylüyor.

‘YENİ DÜZENDE KURUMSALLIK GEREKİYOR’

– NATO Zirvesi sonrası neredeyse savaş kışkırtıcılığı öngören bildiriyi nasıl görüyorsunuz? NATO içinde bir bütünlüksüzlük olduğu değerlendirmeleri var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin hassas bir pozisyonu var. NATO üyesi, Rusya ile komşu ve soğuk savaş döneminde bile hem Batı ittifakının parçası olup hem de Rusya’nın komşusu olmayı yönetmiş bir diplomasi geleneği var. Bugün Türkiye’de yapılan NATO toplantısında Ukrayna’ya destek paketi açıklandı. Bu Türkiye-Rusya ilişkileri açısından oldukça dikkatle bakılması gereken bir konu. Bundan önce İngilizler gelip İngiltere Büyükelçiliği’nde Rusya’nın içinden ajan devşirmek için programlarını anlatmışlardı. O günden bugüne Erdoğan ve Putin yüz yüze görüşmüyor. Zaman zaman telefonla görüştüler. Erdoğan’ın Putin’le zamanında giriştiği ölçüsüz ilişkiler S-400 alımını getirmişti. O da CAATSA yaptırımlarını, F-35 programından çıkarılmayı getirmişti. Şimdi de belki 4 ay sonra topal ördek haline girecek Trump ile ilişkisi Türkiye-Rusya ilişkilerinde sıkıntı yaratacak.

Türkiye adeta bir sarkaç politikası izliyor. Ne tarafa giderse öbür tarafa uzak ve tehdit oluyor. Hep Türkiye kaybediyor. Çok kutuplu dünyayı doğru okumak lazım. Türkiye NATO’yu eski ezberlerle okuyor. NATO bir şeyi söylüyor, ABD dayatıyor diye bunların peşine takılmak değil, kendi dengelerimizi gözetmek lazım. İki kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya geçişte ilişkilerde çok taraflılık var. Çok farklı beklentileri, tehdit algıları olan ülkeler var NATO’da. Artık bir metnin altında eskisi gibi birleşmek, herkesin sahiplenmesi mümkün değil. Yüzde 3,5’ten 5’e çıkma konusunda Avrupa’daki birçok ülkenin, başta İspanya olmak üzere, zorlukları ortada.

Bildiriye de bir sürü itiraz var. Bu yeni düzende Türkiye’nin kendisini bir lidere, ülkeye angaje etmek yerine çok taraflı ilişkileri görmesi gerekir. Hem NATO içinde yeni ittifaklar var, bunların içinde doğru pozisyon almak lazım hem de NATO dışında iş birliği arayışlarına girmek lazım. Bütün dünya bunu yapıyor. AKP siyasetini aşırı olumlayan çevreler, dış politikanın Erdoğan’ın kişisel ilişkileri üzerinden olmasının yeni düzene uygun olduğunu söylüyor. Oysa yeni düzen çok daha fazla diplomasiyi, esnekliği ve kurumsallığı gerektiriyor. Kişisel ilişkilere kapılırsanız, bu güçlü ülkelerin işine yarıyor. Sizin ne zaman çırak çıkacağınız o liderin planında belli oluyor.

‘EN BÜYÜK KRİZ, GIDA ENFLASYONU’

– Sayın Cumhurbaşkanı 2030 yılına kadar savunma harcamalarını gayri safi milli hasılanın yüzde 3,5’ine çıkarmayı hedeflediğini söyledi. Bu söyleme ekonomik bir eleştiriniz olur mu?

Öyle bir noktadayız ki Erdoğan otoriterleşmenin ulaştığı en doruk noktada. Hitler savaş sırasında “Alman çocuklarının tereyağına değil, Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var” diyordu. Türkiye’deki emeklilerin karnına girmeyeni 2030 yılı hedefleriyle silahlanmaya, savaşa ayıran bir düşünce. Onun yerine barışı savunmak gerekir. Yurtta barış, dünyada barış olursa hem bölgesel hem de ülkenin kalkınması olur. En büyük krizimiz gıda enflasyonu. Dünyada beşinciyiz. Gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inin tarıma verilmesi lazım. Bütçe koydukları binde iki. Ama gayri safi milli hasılanın yüzde 3,5’ini silahlanmaya vermeye çalışıyorlar. Emekli sayısı 10 yıl öncesine göre yüzde 35 artmış. Emekliye ayrılan para yüzde 15 azalmış. Yeni emeklilerin maaşını eskilere ödettiriyorlar. Böyle bir korkunç durum var.

‘İSTANBUL’DA BİNA TEMİZLİĞİ YAPMIŞLAR’

Özel ile röportajımız devam ederken; İstanbul İl Kongresi’yle ilgili davada tedbir kararının devam etmesiyle ilgili haber Özel’e ulaştırıldı. Hem bu gelişmeyi hem de davadan bir gece önce il başkanlığına polisle girilmesini değerlendiren Özel “Bir gün önceden Gürsel Tekin’e oda temizliği yapmışlar. Şimdi Özgür Çelik’in odasına gidecek. Eskiden ‘Bu bina ikimize de yeter’ diyordu. Özgür Çelik de arbede olmasın diye tartışmıyordu. Şimdi o odaya geçer” dedi.

Source

yok

Author: Elif Çelik