Haber Ümit Yenişehirli yazdı: Bitmiyor, bitmeyecek! Cami karşıtlığı İstanbul Kadıköy Rıhtım’da bir cami yapılacak olması, belli çevreleri – elbette içinde CHP de var – fevkalade irite etmiş vaziyette. Toplanıp toplanıp, “Cami istemezük” diye gösteri yapıyorlar. Matbuat esnafı da haberlerinde, köşe yazılarında, ekran … Hakan Kaplan 5 Nisan 2026 İstanbul Kadıköy Rıhtım’da bir cami yapılacak olması, belli çevreleri – elbette içinde CHP de var – fevkalade irite etmiş vaziyette. Toplanıp toplanıp, “Cami istemezük” diye gösteri yapıyorlar. Matbuat esnafı da haberlerinde, köşe yazılarında, ekran yorumlarında aynı konuyu işliyor. Türkiye böylece; Kocatepe, Taksim ve Çamlıca Camilerinin inşası ile Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesi öncesinde olduğu gibi Rıhtım Camii (Kadıköy Ulu Camii) vesilesiyle bir kez daha gürültülü bir tartışmanın içine çekilmek isteniyor. “Gerekçeler” ise her zamanki gibi bildik; “laiklik, şehircilik ve siluet”… CHP: CAMİLERİN SAYISI NASIL AZALTILABİLİR? Türkiye’nin son yüzyılında “cami konusu”, genellikle ama kesinlikle hadsiz nedenlere bağlı gereksiz bir gerilim odağı oldu. Hadsizlik camilere adeta hasmane duygularla bakan kesimlerin çok önemli bir bölümümün, günlük hayat pratiklerinde camiye neredeyse hiç yer ayırmamalarından kaynaklanmaktaydı. Buna rağmen paradoksal bir biçimde cami ile en çok “ilgilenenler” de yine bu kesimlerdi. Bu anlayıştakiler için, Cumhuriyet’in ilk yılları ise “ideal bir habitat” sağlayacaktı. Zira CHP’li tek parti yönetimi devrinde – yaklaşık 30 yıl – camiler, yeni yapılacaklar ekseninde değil de “Sayıları acaba nasıl azaltılabilir?” bağlamında ele alınmıştı. O meşhur toplumsal travmanın temelini oluşturan; camileri “ihtiyaç dışı” yalanıyla yıkma, koğuş, depo ya da ahır yapma, bahçelerini parka çevirme, bir bölümünü torna atölyesi yapma, pavyon veya gazino için kiralama gibi CHP’nin bugün bile ayağına takılan, bedel ödettiren berbat idari tasarruflar o yıllarda görülmüştü. CAMİLERİN TASNİFİ DEĞİL DE TASFİYESİ KANUNU “Camilerin tasnifi” çalışmaları 1927’de başlamış, 1935’te çıkartılan bir kanunla da hoyratlık yasal hüküm altına alınmıştı. Aslında “camilerin tasfiyesi” denebilecek bu kanun ile “ihtiyaç fazlası” ifadesi tepe tepe kullanılmıştı. Buna göre; birbirine 500 metreden yakın olan camilerden biri “asli”, diğeri ise “vazife dışı” (metruk) ilan ediliyordu. Sonuçta; 2845 sayılı ve 1935 tarihli “Cami ve Mescitlerin Tasnifine ve Tasnif Harici Kalacak Cami ve Mescide Dair Kanun”, o dönemde – ve bugüne kadar da – sayısı hiçbir zaman kesin bilenemeyecek caminin yok olmasına sebebiyet vermişti. SULTANAHMET CAMİİ’Nİ AZ DAHA RESİM HEYKEL GALERİSİ YAPACAKLARDI Yeni yönetim, en çok Ankara ve tabii diğer şehirlerin de merkezi yerlerinde abidevî cami yapılmasına hiçbir şekilde sıcak bakmıyordu. Büyük paralar ödenerek Avrupa’dan getirilen ve geniş yetkilerle donatılan Carl Lörcher veya Herman Jansen gibi şehir planlamacısı isimler de zaten bu yaklaşımın teori ve pratiğini gerçekleştirmekteydi. İdarenin önceliği, iri kıyım, gösterişli ve pahalı kamu binaları yapmaktı. Mahalle aralarına mescit açmak da getirilen karmaşık ve ağır hükümler nedeniyle adeta imkânsızlaşmıştı. Bütün bunların toplamıyla da camileri hayatın merkezinden çıkarma çabaları kararlılık ve istikrarla sürdürülmüştü. CHP hükümetlerinin ilk yıllarında; yönetim ile basın ve akademide söz sahibi olan laik sosyal kümelerin camilere yönelik bir başka tutumu da bu kadim ibadet mekânının içini boşaltmaktı. Kendilerini “cumhuriyet eliti” sayan kesim, camiyi sadece mimari bir eser, nadiren de “tarihi bir yadigâr” olarak görmeye meyyaldi. Ayasofya Camii’nin müzeye çevrilmesi gibi kararlar ile Sultanahmet Camii’nin resim galerisi yapılmaya niyet edilmesi türünden radikal girişimler, bu yaklaşımın tezahürleriydi. Bu berbat öneri, Namık İsmail ile Çallı İbrahim isimli ressamlardan gelmişti. Bu ikili, Sultanahmet Camii’nin ideal bir galeri haline dönüştürülebilmesi için kubbesinde delikler açılmasını da istemiş